Basında - Semiramis Pekkan Official Site - Semiramis Pekkan Resmi Sitesi

İçeriğe git

Ana menü:

Basında

Semiramis Pekkan O Var Ya

Semiramis Pekkan
Semiramis Pekkan
Semiramis Pekkan

"Kimseden Korkmuyorum" (Pazar, 16 Eylül 1967)
Yılında şansın Semiramis Pekkan'a böylesine güleceğini kimse tahmin edemiyordu gerçekte. Oysa Pekkan'a 1967 yılı uğurlu gelmiş ve böylece bütün tahminlerin dışına çıkmıştı. Şaşırtıcı bir hızla tipinde ve sinema hayatında önemli değişmeler olmuştu. Ve bütün bu değişmeler sessiz sedasız gürültüsüz bir hava içinde gerçekleşiyordu. Semiramis Pekkan önce bir burun yüz görüntüsünü yenilemiş, yaz aylarında denizden bol bol yararlanıp tepeden tırnağa bronz bir renk almıştı.Önceleri tipinin dışında bir özelliği olmadığı sanılan Semiramis Pekkan, "Yaprak Dökümü" nde bir başka yönünü daha ortaya koymuştu. Bu yön Semiramis Pekkan'ın "iyi oyuncu" luğa yakın oluşuydu. Genç kadının, Memduh Ün'ün yönettiği bu filmde, ilk defa doğru dürüst bir oyun çıkardığı görülüyordu. Demek ki Pekkan, sağlam ve sözü olan bir rolü kaptığı takdirde bu işin üstesinden rahatlıkla gelecekti. Ve "Yaprak Dökümü" 1967 yılında ilk çevirdiği film, bunun yanısıra da oyunculuk hayatının ilk dişe dokunur filmiydi Semiramis Pekkan'ın. Ve bu yıl oynadığı diğer filmler de şu sırayı takip ediyordu. Pekkan, Ertem Eğilmez'in yönettiği "Ömre Bedel Kız" da Kartal Tibet ve Fatma Girik ile oynamıştı. "At Hırsızı Banuş" da Yılmaz Güney'le, "Krallar Ölmez" de Ayhan Işık'la oynayarak, "erkek filmleri" nin birinci kadınlığına bir sıçrama yapmıştı. Her ne kadar erkek kahramanların ağır bastığı filmlerde, kadın oyuncular fonksiyonel olamıyorlarsa da isimlerini daha yaygın bir biçimde duyurabiliyorlardı. İşte Semiramis Pekkan, bu tür sıçramalardaki avantajı Yılmaz Güney gibi, Ayhan Işık gibi ünlü erkek oyuncuların karşısında kullanabilmeyi becerebiliyordu az çok.
Ve Pekkan'ın 1967 yılında çevirdiği beşinci film de "Kara Davut" du. Bu filmde Kartal Tibet ve Sezer Güvenirgil'le birlikte oynuyordu. Bu arada ise altıncı filmine başlamıştı. Bu yeni filmin adı "Ölünceye Kadar" dı. Yönetmeni de Ertem Eğilmez'di. Kartal Tibet, Selda Alkor ve Tanju Gürsu'yla karşılıklı oynadığı bu filmin en önemli özelliği renkli olmasıydı.
Semiramis Pekkan bu filmle ilgili olarak:
"Kendimi çok heyecanlı hissediyorum, garip birşey bu" dedi. "Ve hiç çekinmeden bu filmde iddialı olduğumu söyleyebilirim. Bundan böyle de hiç kimseyle karşılıklı oynamaktan korkmuyorum, çekinmiyorum. Türk Sinemasında iki önemli oyuncu var, biri Türkan Şoray, diğeri Fatma Girik... Bu adı büyüklerle de rahatlıkla oynayabilirim karşılıklı."
- Ya Hülya Koçyiğit!.
- Koçyiğit önemli değil, onu saymıyorum zaten!...
Ve Türk Sinemasının bronz renkli kadını Semiramis Pekkan, aynı konu üzerinde durarak sözlerini şöyle bitirdi:
- Evet hodri meydan... Yalnız "Hodri Meydan" derken az önce söylediğim gibi kimseyle oynamaktan çekinmiyorum. Yoksa "Kiminle oynarsam ezerim" demiyorum yanlış bir anlaşılma olmasın. Sadece korkmuyorum ve çekinmiyorum, kendime güveniyorum. Ve bu yıl en iyi yılımı yaşıyorum sinemada. Her ayın yirmi günü dolu, on günü de boşum.


Semiramis Pekkan
Semiramis Pekkan

Semiramis Pekkan Tiyatroya Dönmüyor
(Pazar, 22 Mart 1968)
GÜLRİZ SURURİ İLE ANLAŞAMAYINCA KARAR DEĞİŞTİ
Semiramis Pekkan’la bundan çok kısa bir süre önce konuşmuş, sahneye dönmek niyetinde olduğunu öğrenmiştik. Pekkan kardeşlerin küçüğü sahneyi çok sevdiğinden söz açmış, ve pek yakında beğendiği bir konuda rol almak üzere Gülriz Sururi-Engin Cezzar Topluluğunda sahneye çıkacağını söylemişti. Ancak bu karar aniden değişti ve Pekkan, Gülriz Sururi’yle anlaşamadı.
Semiramis Pekkan,  bu konuda yorum yaparken:
Ben Gülriz’lerin oyununu ve oynayacağım rolü çok beğendiğim için onlarla birlikte çalışmak istedim, diyor.
Ancak, Gülriz Sururi-Engin Cezzar topluluğunun toplu sözleşmeye yanaşmaması ve bazı oyuncuların uzun bir zamandan beri maaşlarını alamamaları yüzünden, sendika tarafını tutan Semiramis, tiyatroda oynamaktan vazgeçmişti. Bunun içinde, sendikanın haklı olduğunu gösteriyor ve:
Bugün hemen bütün oyuncular, sendikalı, diyordu. Benim onların karşısına çıkarak, tiyatro sahiplerinin yanında yer almam pek yakışık almaz. Kaldı ki, bu tempoda gidilecek olursa, oyunun sahneye konması ancak Mayıs başında mümkün olacak. Ehh bu da benim işime gelmiyor. Bir ay için, ismimi afişe etmeme değmez...



Semiramis Pekkan
Semiramis Pekkan
Semiramis Pekkan

Adım Adım Ajda'yı İzliyor (Pazar, 10 Ekim 1968)
Çoğu kişinin Jean Harlow'a benzettiği Semiramis Pekkan, gögüslerinin bir kısmı ile göbeğini açıkta bırakan tuvaleti ile gerçekten çok zarifti. Yukarıda ablası Ajda Pekkan'ı bir hayli telaşa düşüren şık ve güzel yıldızı Playboy'da programında yer alan şarkılardan birini söylerken. Hafif alaturka şarkılar söyleyen Semiramis'in programında "Ela Gözlerine Kurban Olduğum", Maksadım Biraz Naz Yapmaktı" gibi şarkıların yanı sıra Tonny Dilara'nın ünlü "Alma Maria" parçası vardı.
Kardeşini dinlemeye gelen Ajda Pekkan Semiramis'i Fahrettin Aslan'la birlikte izlemişti. Fotoğrafta Pekkan'lar, şantöz AyFeri ile beraber görülüyorlar.
Bir süre önce sahneye çıkacağından söz edilen Semiramis Pekkan geçtiğimiz hafta içerisinde Playboy'da basına bir kokteyl vermiş ve kendileriyle birlikte aynı programda yer alacak Altan Erbulak ve Hüseyin Kutman ile kuçük bir show düzenlemişti.... Şimdiye kadar yapılan hazırlıkların son provası niteliğinde olan kokteylde, önce şantöz Ay-Feri, sonra Hüseyin Kutman ve Altan Erbulak, sonuncu olarak da Semiramis Pekkan sahneye çıkmıştı...
Aynı gece yapılan galada genç kadın, birçok kişinin tahmininin aksine büyük sükse yapıyordu. Dinleyici olarak gelen Ajda Pekkan ve Maksim gazinosu sahibi Fahrettin Aslan, ön masalardan güzel yıldızı izlerken sonuçtan memnunolduklarını belli ediyorlardı.
Kendi deyimiyle, hafif alaturka şarkılar söyleyen Semiramis Pekkan, uzun bir süre hazırlık yapmıştı... Çoğunlukla ablası Ajda'yla birlikte çalışan güzel yıldız, şarkı çalışmalarının arasında elbise provaları ile de uğraşmışlardı. Gecede 1500 lira alan küçük Pekkan:
Şimdilik para konusunda büyük bir iddiam yok diyordu. Sadece birşey yapabileceğimi göstermek istedim... Gelecek günlerde şayet başarılı olursam, astronomik tekliflkerden birisini kabul edebilirim...

Semiramis Pekkan
Semiramis Pekkan

SİNEMAYA PAYDOS  (Ses, 13 Eylül 1969)
Sinemadan sahneye geçenlerden Ajda Pekkan "Her yıl 1 film" düsturuna titizlikle sadık kalırken, Semiramis Pekkan, "Artık film çevirmeyeceğim" diyor. Semiramis’in bu kararından sonra Yeşilçam biraz daha boşalmış oldu…
Semiramis Pekkan’ın Fuar’da çalışacağı gece kulübünde provası var… biraz önce Ferhan Onat – Doğan Onat çiftine eşlik eden orkestra dinlenirken biz de Semiramis Pekkan’la ko… Konuşuyoruz diyecektik, ama yaptığımız işe pek konuşmak denmez. Bir yıl, hatta 6 ay öncesinin
konuşkan, samimi "Semiramis" gitmiş, yerine ağzından cımbızla laf alınan bir Semiramis Pekkan gelmiş.
- İzmir’de ilk defa çalışıyorsunuz galiba ?
- Evet, ilk defa.
-
Ne kadar kalacaksınız İzmir’de?
Bir sigara yakıyor Semiramis Pekkan. İlk dumanı içine çekip havaya savuruyorSonra sorumuza cevap veriyor.
- Fuar sonuna kadar.
- Sonra İstanbul’a döneceksiniz, değil mi ?
- Evet, İstanbul’a döneceğim.
- İyi edeceksiniz. İstanbul’da film çevirecek misiniz?
- Anlayamadım ?
- Yani dönünce film çevirecek misiniz ?
- Hayır, sinema benim için yok artık. Bundan sonra film çevirmeyeceğim!
- Kati mi bu karar?
- Kati, kesin.
- Peki, son çevirdiğiniz filmin adı neydi?
Soru–cevabın başından beri ilk defa duraklıyor, gözlerini kısıp düşünmeye başlıyor, sonunda başını sallayarak:
- Kat’iyyen hatırlamama imkan yok, diyor. Yalnız o filmi İzzet Günay’la çevirmiştik.
- Kalbimdeki yabancı’ydı herhalde.
- Evet, evet hatırladım. Kalbimdeki yabancı’ydı.
- Peki ilk çevirdiğiniz filmin ismini hatırlıyor musunuz?
- O aklımda tabii.  Ablam, Ekrem Bora ve Süleyman Turan’la oynamıştık. Adı da "Artık düşman" değilizdi.

O sırada yanımıza Doğan Onat geliyor, Semiramis’le selamlaşıyorlar. Semiramis önündeki dosyaları eline alıyor, "Doğan Bey, sizin notlardan biri benimkilerin arasına karışmış. Bir dakika, vereyim" diyor. Kanat Gür uzaktan sesleniyor: "Biz hazırız Semiramis, istersen başlayalım."
Hep birden ayağa kalkıyoruz. Semiramis Pekkan orkestranın yanına giderken biz de Kültür Park’taki gece kulübünden ayrılıyoruz.
Semiramis kalkıp küçük adımlarla mikrofonun yanına doğru yürümeye başlıyor. Önce takdir ediyoruz Semiramis Pekkan’ı. Zaten oldum olası bu mert davranışını sürdürmüş, söyleceğini açık açık söylemiştir "Semuş". Bu defa da öyle yapıyor, "kesin kesin, sinemayı bıraktım," diye kestirip atıyor. Sahneye geçenlerin kapıyı bütün bütüne kapamamak için, "Şimdi bıraktım, ama belli olmaz, güzel bir rol bulursam oynarım," diyerek sinemadan gelecek reklamı feda etmeme endişelerine, bu konuda sırıtan alaturka kurnazlıklarına itibar etmeden açık açık vaziyet alıyor: "Bu iş tamam, bitti," diyor.
Bu davranışı için önce içimizden, "Bravo" diyoruz, sonra onun sinema hayatı bir film ş
eridi gibi gözümüzün önünden geçiyor.
Filmler, filmler, filmler... kısa fakat başarılı bir tiyatro hayatı ve sonunda "abla mesleği" ne, şarkıcılığa geçiş. 4 yıla epey şey sığdırmış Semiramis Pekkan. Ama asıl başarı şu: Medeni cesaret sahibi oluşu, mert tavrı. Hiç bir şeye baş eğmemiş, boyun eğmemiş. "Yeşilçam’ın bekar kızlarının" yaptığını yapıp geçici mutluluklar uğrunda gençliğini kumar masasına koymamış, uzun süreli beraberlikleri tercih etmiş. Ve 4 yılın sonunda sinemaya "Allahaısmarladık" deyip gitmiş.
Her gün bir terk haberinin duyulduğu Yeşilçam, böylece bir başrol oyuncusunu daha kaybediyor. Yeşilçam’da kolay rastlanamayacak bazı özellikler taşıyan fiziği ve kısa süreli tiyatro hayatında edindiği oyun gücü ile Semiramis Pekkan’ın sinemayı bırakması, elbette Türk sineması için kayıptır. "Semuş" un sahne hayatı ise yenidir daha. Tiyatro ve sinemadaki başarısını mikrofon başında gösterip gösteremeyeceğini herhalde zaman gösterecektir.
Erman Şener ve Atilay Gülen İzmirden bildiriyor.

SEMİRAMİS KERVAN PLAK’A GEÇTİ
(Hey, 29 Ağustos 1973)
Odeon’dan ayrılan Semiramis, Orhan Gencebay’ın ortağı bulunduğu Kervan Plak Şirketi ile anlaştı. Yeni şirketi ile 1 yıllık sözleşme imzalayan, karşılığında 100 bin lira transfer ücreti alan Semiramis, bu zaman içinde adı geçen şirkete 5 plak dolduracak.
Semiramis, Kervan Plaka dolduracağı ilk 45’likte, müziği Orhan Gencebay’a, sözleri Ülkü Aker’e ait olan "Çöpçatan" adlı parçayı okuyacak. Bu parçada Orhan Gencebay, 5 yıldır ilk defa başka bir sanatçıya bağlaması ile eşlik edecek. Aynı plağın arka yüzünde, sözleri yine Ülkü Aker’in olan "Sevgilim der misin" adlı parça bulunacak.
Aranjmanlarını Atilla Özdemiroğlu’nun yaptığı parçaları kapsayan 45’lik en geç önümüzdeki bir ay içinde piyasaya sürülecek.

Semiramis Pekkan

ORHAN GENCEBAY ÇALDI SEMİRAMİS SÖYLEDİ (Hey, 17 Ekim 1973 )
Semiramis’e, yeni plağında Orhan Gencebay bağlamasıyla ve Atilla Özdemiroğlu ise mandoliniyle eşlik ettiler. Bir süre önce Orhan Gencebay’ın da ortağı olduğu Kervan Plak’a transfer eden ünlü şarkıcı Semiramis son plağından çok ümitli. Ünlü sanatçı bu plağı için:
"Dinleyicilerim beni bu pl
akta daha değişik bulacaklar. Parçaların her ikisi de çabuk ezberlenen, kulakta kalan türden" diyor. Plak şirketinin sahipleri Orhan Gencebay ve Yaşar Kekeva da aynı konuda şöyle konuşuyorlar:
"Semiramis hanımın şirketimize transferi bizim için gerçekten büyük kazançtır. İlk plağında satış rekorlarını kıracağını kuvvetle ümit ediyoruz. Özellikle "Sevgilim der misin" adını taşıyanı çok değişik. Kesin kararı müzikseverler verecek. Plak Ekim ayı başında piyasaya çıkacaktır."

Semiramis Pekkan
Semiramis Pekkan
Semiramis Pekkan
Semiramis Pekkan
Semiramis Pekkan

Müzik Stüdyosuna dönen evler...
(Hayat, 17 Ocak 1974)
SEMİRAMİS PEKKAN'IN BÜYÜK AŞKI - Müzik dünyamızın başarılı sanatçılarından Semiramis Pekkan bugün yalnız plak çalışmalarıyla yetinirken evindeki ses düzenini sık sık yeniliyor. Pekkan kardeşlerin küçüğü, tekniğin en son imkanlarıyla en kaliteli müziği ayağına getirmiş oluyor...


Semiramis Pekkan
Semiramis Pekkan

AJDA PEKKAN İLE SEMİRAMİS AYNI PLAKTA BULUŞTULAR
(Hey, 20 Mayıs 1974)
Müzik dünyamızın iki ünlü sesi, kardeş müzisyenler Semiramis ve Ajda Pekkan, geçtiğimiz hafta ilk defa birlikte plak yapmak üzere stüdyoya girdiler. Semiramis’in yeni plağında Ajda Pekkan da vokal yaparak ilk defa kardeşine plakta eşlik etti. İki kardeşi biraraya getiren plakta, sözlerini Fikret Şeneş’in yazdığı, aranjmanlarını da Noray Demirci’nin yaptığı  
"Lady Lai" adlı şarkının türkçe sözlüsü "Neydi Neydi Ney" ve "Grammer" adlı şarkının türkçe sözlüsü "Nerdeysen" adlı şarkılar bulunuyor.
Bu plakta Semiramis’e vokalist olarak ayrıca Deniz Uğraşan, Sema İleten, Müjde Türkoğlu, Serdar Türkoğlu, Seha Bölükbaşı ve Ömer Sert eşlik ettiler. Semiramis’e eşlik eden orkestraya geçtiğimiz ay yurda dönen Okay Temiz de tumbasıyla eşlik etti. Plak önümüzdeki haftalarda yayınlanacak.


Semiramis Pekkan
Semiramis Pekkan

(Hey, 31 Temmuz 1974) (Derginin içinde yazı yok)

Semiramis Pekkan
Semiramis Pekkan
Semiramis Pekkan
Semiramis Pekkan

Semiramis Evliya Çelebi gibi Ankara'yı Dolaştı
(Hey, 15 Ocak 1975) Yazı ve resimler Cengiz Tunay

Giriş
"İlk yapımcısı Rum Kayzeri'dir. Sonra nice hükümdarların eline geçmiştir. Sonra Osmanlıların çıkışında Yıldırım Beyazıt Han'ın eline düşmüştür.Kalenin kuzeyinde bir konak mesafede olan (Erkek Su) denilen köy tarafından bakılırsa kuğu gibi görülür. Mamur olup üzümü çok bol olduğundan adına (Engürü) demişler. Bazıları kalesi Angarya ile yapıldığından (Ankara) denilmiş derler. Defterhanede adı Ankara'dır. Gülen gül gibi beyaz bir sur ile çevrilmiştir. Zabtı güç bir kaledir."
İşte Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde anlattığı Ankara ve Ankara Kalesi. Evliya Çelebi gibi çıktı Semiramis Pekkan da Ankara kalesine, sey
retmek için o modern şehri.
En dış kapının önündeyiz şimdi. At pazarı'na bakan kapının önünde. Evliya Çelebi'ye kulak veriyoruz...
"Yüksek kubbesi kemeri üzerinde geçmiş pehlivanların gürzleri ve ibret verici balık kemikleri ve nice acayip asılıdır. Gece gündüz kapısı dışında ve içinde neferleri bekçilik ederler. Kale ağası kaleden çıksa katil veya azledilir. Çünkü bütün düşmanlar bu kalenin bir taşına bin baş verip, yüzbin savaş etmeğe can baş oynatır."

Bugün
Bugün o askerlerin yerini meyvacılar, sebzeciler ve pazarcılar almıştı. Duvarın dibinde dizilmiş Ankara kışının az ısılı güneşinden faydalanmaya çalışan pazarcılara, Semiramis Pekkan uzun uzun konuştu. Düşünüyordu içinden acaba bu insanoğulları, yaslandıkları kale duvarları için ne kadar kan döküldüğünden haberdar mıydılar? Şimdi kan yerine duvar diplerine patlayan kuruyemişçi çuvallarından yemişler dökülüyordu.Fındığı ile, fıstığı ile ve de kayısısı ile.
Sonra bir eli kınalı hatuna rastladı Semiramis Pekkan. Nasırlaşmış bu kadın elini saygı ile eline aldı. Erkeği ile beraber, onunla aynı işi yapan kadın, şimdi pazarda mallarını satmasını bekliyordu kocasının.


Ankara
Ağır ağır kaleden Ankara'ya doğru inmeye başladı. Bir modern, bir büyük sehir Ankara. İstanbul'un karışıklığını, İstanbul'un gürültüsünü, Semiramis Pekkan Ankara'da bulamadı. Anıtkabir ziyaretinden dönerken sessizliği adeta içine emiyordu.
"Çok huzurlu bi
r yer Ankara. İstanbul'da insanı ezen şehrin kendine has bir ağırlığı vardır. Yorulduğunu hissedersin. Kalabalıktan nefes alamadığını hissedersin."
Ankara deyince Kızılay, Kızılay denince Ankara akla gelir. Bir baştan bir başa Kızılay'ı dolaşan Semiramis Pekkan Evliya Çelebi'yi hatırlamadan edemiyordu.
"Engürü paçası, Kütahya paçasına yanbaşı gelir. Biber tohumu ile terbiye edilmiş Engürü pastırması, tiftik keçisinin eti güzel kokuludur. Çünkü keçiler dağda pirnar yaprağı yerler."

Pastırmacı
Tiftik keçi
sinin etinden yapılan pastırmanın methi ta Evliya'dan geliyordu. Pastırmacı dükkanını bir bir dolaştı Semiramis Pekkan. Ve öğrendi ki artık tiftik keçisiEvliya gibi tarihe karışmıştı.
Palabıyığı ile Ankara balıkçısı Semiramis Pekkan'ın yanında afilli pozunu verirken "Bu kadar taze balığı İstanbul'da bulamazsın abla" diyordu. Samsun'dan geliyormuş Ankara'nın balığı ve İstanbul'dan.

Ankara'nın Kızılay'ında modern giysileri içinde bir Semiramis Pekkan. Güven Parkı'nın devasa heykeline bir an baktı da tunç ayaklar dikkatini çekti. Çıplak ayaklar, düşmanını ezip geçen ve bugünün nesline hürriyeti hediye edenlerin ayakları...

Ayaklar
"Çok şey anlatıyor bu çıplak ayaklar bana. Kendini ezmek isteyenleri ezip yurdundan çıkartan kutsal ayaklar... Bir tarihi, şanlı bir tarihi okumak mümkün bu nasırlaşmış ayaklarda. Güven Parkı'na yapılan bu heykelin bence en etkili yeri ayaklarıdır. Ankara bambaşka bir şehir. Herşeyi ile 50. yılını aşmış Türkiye Cumhuriyeti'nin üstünlüğünü, varlığını anlatıyor. Duygulanmamak imkansız."
Akşam Arı Sütudyosu'nda çekimi vardı Semiramis Pekkan'ın. Binanın kapısından içeri girdikten sonra gördükleri ana Evliya Çelebi'yi bir kere daha hatırlattı. Ve sonra şöyle düşündü; "Acaba Evliya Çelebi bu dekoru, bu işleri görseydi nasıl kaleme alırdı." Düşündü düşündü de Evliya Çelebi gibi gördüklerini anlatmaya çalıştı...

İcad
"Ol yere geldikte bi acaip bina ile karşılaştım. Türlü türlü görüntüler camlardan aksediyordu. Sordum öğrendim. Televizyon diye tesmim olunmuş, hazırlanması da bir hayli güçmüş.
Bir frenk icadı olan aletlerin önünde duruyorsun. Yüz çeşit salavat ile kulaklarına bişeyler takmış adamlar çalışıyorlar. Bütün kainatların hocası ve deşt-i Kerbela şehitlerinin üzerine olsun ki ondan sonra vukua gelenlere akıl sır ermiyor. Cismimin hareketlerini Ampeks diye tesmim olunur bir icadın içine hapsediyorlar. Bir düğmeye bastıklarında aynı cismin biraz önceki hareketlerini bu sefer karşındaki camda hayal ediyorsun. Senin hayalini tekrardan Amplekste saklayıp gerektiği gün çıkartıp yayınlıyorlar. Evlerin çoğunda o televizyon denilen camlı kutudan var. Kendi kendini bu kutunun içinden seyreyliyorsun. Kıssadan hisse şudur ki : Frenk icadına akıl sır ermez..."

Semiramis Pekkan, tüm organlarını bağışladı. Burnu hariç!

Tüm organlarını bağışladı, burnu için ise "Kimselere vermem" dedi.

Yüz, kol ve bacak nakilleri, şu sıralar Türkiye'nin gündemindeki en önemli konulardan. "Turknostalji.com'a da geçmişten konuyla ilgili bir hikaye yakışır" dedik. İşte size 1969 yılının Şubat ayında, Semiramis Pekkan'ın yaptığı organ bağışının öyküsü, derginin orjinal anlatımıyla...

Parselleyip parselleyip arsa satan komisyonculara döndü Semiramis Pekkan. Vücudunun organlarını öldükten sonra kullanılmak üzere bir bağışlama yarışına girdi ki sormayın. Önce kalbini bağışlamıştı. Sonra baktı herkes kalbini bağışlıyor, o da tuttu, Göz Bankası'nın verdiği baloda, «Gözlerim de sizin olsun» dedi. Ve iki gün sonra da, Başkent'te gecelerini ve günlerini geçirdiği Büyük Ankara Oteli'nin 901 numaralı odasında, bu vaadini kağıda döktü. Göz Bankası'nın sekreteri ile bir hanım doktorun önünde, kendisine uzatılan senede anlı şanlı imzasını attı..

Bu seromoni yapılırken SES de oradaydı. Bu büyük, insani olayı kameramızla tespit ediyorduk. Semiramis yatağa uzanmış yatıyordu. Ateşi vardı. Grip olmuştu. Önce ilgililer Semiramis'in öldükten sonra gözlerini vereceğine dair yazıyı minik bir deftere yazdılar. Sonra bunu, sinemada olduğu kadar sahnede de başarı sağlayan yıldıza uzattılar.

Birden aklımıza geldi. Şimdi acaba sıra hangi organdaydı. Sorduk. Semiramis önce hafiften gülümsedi, sonra bastı kahkahayı: «Neyim varsa alsınlar» dedi. Vücudumun her organını ilme adadım. Ben öldükten sonra tepe tepe kullansınlar. Durdu, düşündü... «Yalnız...»

— «Evet yalnız?»
— «Her şeyimi veririm, ama burnumu kimseciklere vermem»

«Niye?» diye sormadık. Sebebini biliyorduk. Sizler de tahmin etmişsinizdir herhalde. Semiramis'in burnu öyle bildiğiniz burunlardan değildir. Divan şairlerinin «hokka gibi» dedikleri cinstendir, ihtiyar dünyamızın üzerinde bir eşi benzeri yoktur. Bu hale gelinceye kadar da Semiramis'e, ameliyat masasında hayli ter ve hayli para döktürmüştür. Eee, şimdi elinizi vicanınıza koyup söyleyin, böyle bir burun verilir mi ellere?

Göz Bankası'nın ilgilileri ile birlikte Semiramis'i bu asil hareketinden dolayı tebrik edip, işlerinde başarılar diledikten sonra, Ankara büromuza doğru yola çıktık...

Semiramis Pekkan

BEYOĞLU BU BEŞ ŞARKICININ SESİYLE İNLİYOR
Asu Maro Milliyet 11/24/08

Beyoğlu bu beş şarkıcının sesiyle inliyor ? “Issız Adam” sadece anlattığı hikayeyle değil, o hikayeye eşlik eden müziğiyle de konuşuluyor. Beyoğlu İstiklal Caddesi beş çok ünlü kadının söylediği, 1970 ve 1980?lerde dillerden düşmeyen şarkılarla inliyor. ASU MARO 4
'te Semiramis Pekkan Hümeyra Bir filmle seslerini hatırladık

SEMİRAMİS  Sesi, Ajda’yı andıran bu kadın kim? Filmde ilk duyduğumuz şarkı, “Bana Yalan Söylediler”. Jose Feliciano’nun “Gipsy” şarkısının Türkçe versiyonu ve Esin Engin’in düzenlemesiyle daha ilk notasında çarpıyor. Sonra o hem tanıdık hem farklı kadın sesi ve tabii ki anlamlı sözler… En basit görünen aşk şarkısına bile bir yaşam dersi sıkıştırmayı beceren Fikret Şeneş’ten: “Bir aleme indim yalnız / Yerde toprak, gökte yüdız / Bir yan susuz bir yan deniz / îki el, bir baş verdiler / Bir çift göz ağlar da güler / Dört bir yanda benim gibiler / Doğru söz içinmiş diller / İşte kalbin sev dediler / Bana yalan söylediler / Kaderden bahsetmediler…” 70?lerin Türk pop müziğine özel olarak ilgi duymayanların “Kim bu kadın, sesi Ajda Pekkan’ı andırıyor ama onun böyle bir şarkısı olduğunu bilmiyorduk…” duygusuyla dinlediği kadın, Semiramis Pekkan. Ercüment Karacan’la evlendi Yıllardır Ajda Pekkan’ın kız kardeşi, Gulu Lalvani’nin eski eşi olarak adı sadece Londra’daki sosyetik yaşamı, Phuket adasındaki “saray yavrusu” evi, oğlu Zoran’m gazetecilere tepkisi gibi konularla anılan Semiramis Pekkan bir zamanlar ünlü bir şarkıcıydı. Hem de ablasından hiç aşağı kalmayacak kadar iyi. Hatta Ajda Pekkan’ın, yeteneğinden şüphe duymadığı kız kardeşinin müzik dünyasına atılmasına pek de bayılmadığı söylenir. Kendisine bu kadar benzeyen bir rakip istemedi belki. Nitekim Semiramis Pekkan da 1968-1975 arasında 20 kadar kırkbeşlik, üç uzunçalar çıkardıktan, pek çok filmde oynadıktan sonra Ercüment Karacan’la evlenerek Londra’ya yerleşti, çekildi bu alemlerden. Sosyetik üçgenden önceki günler Oğlu Emir’i 5 yaşındayken lösemiden kaybetti, daha sonra Hint asıllı İngiliz işadamı Gulu Lalvani ile evlenip ikinci oğlu Zoran’ı doğurdu. Bu arada belki kendisi bile yedi yıllık müzik ve sinema hayatını unuttu, giderek neden ünlü olduğunu bilmediğimiz isimlerden biri oldu. O yedi yıldan geriye, bazısını sonradan ablasının da söylediği unutulmayan şarkılar kaldı. “Bana Yalan Söylediler” bunların en sevilenlerinden biri. 1974?te 45?lik olarak yayınlanan şarkı “Issız Adam” ile yeniden dillerde… Bir zamanlar ablasının karşısında değil yanında yer alacağı bir hayatı seçen Semiramis Pekkan, hatta birçok albümde kullandığı haliyle Semiramis; Londra-Phuket Göltürkbükü sosyetik üçgenine girmeden önceki haliyle, kendisi olarak hatırlanıp keşfediliyor bu sayede.

NİL BURAK Filmde ilk randevuda Ada’nın Alper’e hediye ettiği albüm “Issız Adanr’ın kilit şarkılarından biri, “Yalnızım Ben”. Türk popunun çok kendine özgü seslerinden birinin, Nil Burak’ın 1979 tarihli uzunçaları “Benim Adım Şarkıcı”yı Ada Alper’e hediye olarak götürüyor ilk yemek yedikleri akşam. Ve yemekten sonra oturup dinliyorlar gözlerini kapatarak… “Yalnızım ben, çok yalnızım / Buymuş benim alın yazım / İster uzak, ister yakın / Anılar beni rahat bırakın…” Asıl adı Nihal Munsif olan, sahne adı Zeki Müren tarafından takılan Kıbrıslı Nil Burak, 12 yıl ara verdiği müziğe geçen yıl dönmüştü zaten, Ossi Müzik’ten çıkan “Bir Numaramsın” adlı albüm ile. Aslında onun “yeniden doğuş”u bir diziyle, “Avrupa Yakası”nda Şahika’nın söylediği “Olmaz Olmaz Deme” ile olmuştu. Şimdi de “Issız Adam”, adıyla sanıyla, nadir bulunan plağıyla Nil Burak’ı yeniden soktu hayatımıza. Müziği bırakıp otel açtı Burak’ın şarkıcılık serüveni Kıbrıs’ta amatör olarak başlamış, 1975'te tatil için geldiği İstanbul’da yön değiştirmişti. Arkadaşlarıyla gittiği Playboy gece kulübünde Sadri Alışık’ın davetiyle sahneye çıkıp 10 şarkı söylemişti, çıkış o çıkış… Kulüp kapılarını sonuna kadar açtı o gece bu genç şarkıcıya. Ardından Maksim gazinoları ve aynı yıl Altın Plak kazanan ilk 45'liği geldi. Hâlâ en ünlü şarkısı sayılabilecek “Tatlı Tatlı” bu plaktaydı. Altı 45?lik, beş uzunçalar, birkaç da kaset çıkardı; en çok da sözleri kendisine, müziği Cem Karaca’ya ait olan 1989 tarihli “Sen de Başını Alıp Gitme” ile iz bıraktı ve 1996?da müziği bırakıp Kıbrıs’a dönerek bir butik otel açtı. Filmde hüngür hüngür ağladı “Yalnızım Ben”, Nil Burak’ın 1978 tarihli son 45'liğinin Yaşar Güvenir imzalı hit şarkısı. Filmde hüngür hüngür ağladığını söyleyen Nil Burak, en çok adamın böyle bir aşkı bulmuşken “sefil” bir hayat uğruna onu kaybetmesine üzülmüş, öte yandan, onun parladığı yıllarda okul çağma bile gelmemiş bir çocuğun çektiği film ona iki haftada 12 yıl öncede bıraktığı şöhreti geri getirdi. Eski şarkılarını topladığı “En İyileriyle Nil Burak” albümünün satışları da şimdiden artmış. Tıpkı şarkıdaki gibi… “Olmaz olmaz deme hiç, olmaz olmaz sevgilim… / Zaman neler gösterir, belli olmaz sevgilim…”

HUMEYRA Sadece 2 bin 222 tane basılmıştı “Issız Adam”m beş kadını arasında 40 senedir dur durak bilmeyen tek isim Hümeyra. Oyunculuğu biliniyordu ama bu film, onun aslında yola müzikle çıktığını bilmeyen yeni kuşağa şarkıcı Hümeyra’yı tanıtıyor nihayet. Alper’in annesiyle sohbeti sırasında derinden derinden gelen o şahane ses var ya, o Hümeyra’nın ta kendisi işte. “Sana bu karanlık, bu gürültü içinde / Ellerimi uzatıyorum… Sen bu karanlık, bu gürültü içinde, görmüyorsun…” Çağan Irmak’la sinemada altm çağım yaşayan, “Babam ve Oğlum”da da, “Ulak”ta da oynayan Hümeyra, 1980Tİ yılların başmda besteledi bu Müştak Erenus şiirini. O zaman Ömer Kavur’la evli olan Hümeyra, besteyi Erenus’a evlerine davet ederek dinlettiğini, onun da şarkıyı çok sevdiğini anlatıyor. Filmde kullanıldığı sahneyi de ayrıca sevmiş. Çağan Irmak’ı “Oyuncuyu vezir eden yönetmenlerden” diye tanımlıyor. “Issız Adam”ı da çok beğenmiş ama birçok kadın gibi “özdeşleşerek” değil, belli bir mesafeden bakarak: “Belki yaşım gereği, benim kendi öz hikayem için biraz geçmiş geldi. Sadece buruk bir tebessümle seyrettim, ‘Evet benim de başıma gelmişti bu’ diye. Ve eminim 20 sene sonra, 40 sene sonra yine birinin basma gelecek. Hep bu Adalar olacak, hep de bu Alperler olacak.” “2 bin 223'üncüyü isteyen yoktu” Sahafta bulduğunda Alper’in çığlık atmasına neden olan 1984 tarihli “Benim Şarkılarım”, cidden çok zor bulunan bir plak. Hatta Hümeyra’da yok mesela, çok seviniyor bu vesileyle bu şarkı CD’ye geçti diye. Plak sadece 2222 adet basılmış vaktinde, çünkü Hümeyra ile yakın bir arkadaşı arasında bir sevgi işaretiymiş 2 rakamı. “İstedim ki hep sevgi, sevgi, sevgi olsun o albümde” diyor ve her zamanki matrak üslubuyla bitiriyor sözü: “Zaten ortalık yıkılmıyordu, 2223'üncüyü alalım diyen olmamıştı. Aynen o kadar sattı, şimdi meşhur oldu, ben ne yapayım… Ya ben çok erken gidiyorum, ya onlar çok geriden geliyor… Ben zamanlamayı tutturamıyorum…”

SİBEL EGEMEN O artık sadece bir dinleyici ve üniversite hocası 1970?lerin ortalarında hoş bir genç kız olarak parladı, 90?lara gelmeden müziği bıraktığı için de akıllarda hep öyle kaldı Sibel Egemen… Önce “Hayret, güneş nasıl parlıyor hâlâ?” derken dinledik onu… Araya başka şarkılar, albümler, yıllar girdi… Sene 1981 oldu, TRT ekranlarında bir sokak lambası altında söylediği “Yalnız Adam” hit oldu. Yıl 2008,16 sene önce bıraktığı müzik onun peşinden geldi ve Sibel Egemen yine “Yalnız adam, tek basma” diye sesleniyor “Issız Adam” izleyicilerine. Bugün İzmir’de yaşayan, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesinde ders veren Sibel Egemen, tatilde olduğu için henüz göremediği film hakkında konuşulan, yazılan, çizilenleri heyecanla izliyor şu sıralar. Ossi Müzik’in sahibi Hakan Eren’in hatırı, çok beğendiği Çağan Irmak’ın ismiyle birleşince gözü kapalı izin vermiş şarkısının filmde kullanılmasına. Yalnız Adam”! sahneden indirdiler Şarlanın söz ve müziği, o zamanlar Egemen’in vokalisti olan Aynur Aksel’e ait. Aksel’in kocası, kendisinin de menajeri olan Orhan Şevki’nin şarkıyı ona ilk dinletisini, Maksim’de pardösü giyerek “yalnız adam” kılığına bürünen vokalistin sahneye çıkan bir yabancı sanılarak indirilmeye çalışılmasını dün gibi hatırlıyor. “Yalnız adam hoş bir cümleydi bana göre” diyor, “Kelimeler değil, hakikaten büyük bir cümle o.” Ve yiI ne o dönemin pek çok şarkısının sözleri gibi eskimeyen bir cümle… “Ben artık sadece çok iyi bir dinleyiciyim. Eskide kalan bir isim olarak yenilerden de bazı şarkıları seviyorum ama eskilerin yerini hiçbiri tutmaz çünkü karbon kağıdı değil. Şu anda hepsi birbirine benziyor ve dikkat ediyorum genç sanatçı evlatlarım da artık eski şarkılara remiks yapıyorlar” diyen Sibel Egemen, son derece planlayarak, Türk sanat müziği bestecisi dedesi Muzaffer Ilkar’ın parçalarını söyleyip bıraktığı müziğe dönmeyi hiç düşünmüyor. Onun için “Issız Adam” fırtınası da hoş bir nostaljik esintiden ibaret.

AYLA DİKMEN……………… 18 yıl sonra “Anlamazdın” fırtınası koptu Ve final, Türk pop müziğinin en karizmatik kadınlarından birinin, kısacık hayatıyla dünyaya bir kuyrukluyıldız gibi çarpıp geçmiş Ayla Dikmen in… 1944?te babanın piyano ve ud, annenin keman çaldığı bir evde doğan, müzikle iç içe büyüse de şarkı söylemeye bir çay partisinde onu tesadüfen dinleyen İlham Gencer’in yüreklendirmesiyle başlayan Ayla Dikmen’in hayatı Şerif Yüzbaşıoğlu ile tanışmasıyla değişmiş. 1965?te birlikte Balkan Melodileri Festivali’nde seslendirdikleri “Niksarın Fidanları” kadar, gazetelerin “şahane tuvaleti içinde hakiki bir Türk lokumu” diye tanımladığı Ayla Dikmen de çekmişti dikkatleri. 22 yıl boyunca nişanlı kaldı ilk plağı 1966?da çıktı. Ama en çok Mustafa Alpagut imzalı iki şarkının, “Alyanaklım” ve “Yanan Mum”un yer aldığı üçüncü 45?liği ses getirdi o dönem. Birinci şarkı bir maç tezahüratı olarak ölümsüzleşirken, ikincisi hazin sözleriyle yer etti akıllarda. “Son saatim çok erken çalsın istemiyorum” diyordu Ayla Dikmen ve fazlasıyla erken çalacaktı son saati. Halbuki hayat dolu, gülmeyi ve güldürmeyi seven, hayatla dalga geçebilen bir yapısı vardı; hoş sohbetiyle, şakalarıyla, hikayeleriyle bilinirdi. Ve de aşklarıyla… önce kanuncu Coşkun Erdem’le, ardından ömrünü beraber tamamlayacağı Enis Berki’yle nişanlandı. Çiftin 1968?de başlayıp Ayla Dikmen’in 1990?daki vakitsiz gidişine kadar süren 22 yıllık “uzatmalı” nişanlılık hali, magazin hasmının bir numaralı konularından oldu hep. Enis Berki ise en ünlü şarkılarından biri “Aşk Defteri” olan Dikmen’in gönül sayfalarındaki en belirgin, belki de tek isim… Arabesk yüzünden müziği bıraktı “Issız Adam”ın final şarkısı “Anlamazdın” sadece Ayla Dikmen’in değil, Türk pop müziğinin de en özel şarkılarından. Fikret Şeneş’in en sağlam sözlerinden birine sahip ayrıca. 1978?de son 45?liği “Onu Bunu Bilmem Kararlıyım”ı yapan, ardından önce yükselen arabeskin kurbanı olarak müzikten kopan, 20 Ağustos 1990?da ise uzun bir hastalık sürecinin sonunda bu dünyadan ayrılan Ayla Dikmen, pırıl pırıl sesi, güçlü yorumuyla istiklal Caddesi’ni tavaf ediyor şimdi. Uzaklardan bir yerlerden, bütün “sevilirken bilmeyenler” için söylüyor: “Dilerim ki mutlu ol sevgilim… / Ben olmasam bile hayat gülsün sana / Günahım boynunda / Ağlayan bir çift göz bıraktın arkanda…” ?

İçeriğe dön | Ana menüye dön